Kıl olurum ben böylelerine, hem derdini anlatmaya gelir hem de ağzını açmaz. "Eee anlat Nicolas'çığım, sen anlat derdini ki ben de bir çare bulayım" dedim. Başladı anlatmaya. Hep aynı hikaye zaten. Muhasebecisi hata yapmış, vergi cezası gelmiş. Menejeri kötüymüş, yeterince para kazanamamış. Hepsi fasa fiso. İşin aslını bildiğim için çok kızdım, sonunda da dayanamadım. "Hadi ordan dingil! Kendine şato almışsın, ada almışsın, uçak bile almışsın! Pegasus neyine yetmedi be?" dedim. Bir anda ağlamaya ve "sen de mi abi, sen de mi?" diye sayıklamaya başladı. Rezil olmuştum, burada herkes tanırdı beni. Sakin olmasını, böyle ağlayarak hiçbirşeye çare bulunamayacağını söyledim. Yavaşça kesildi ağlaması, rakısını daha hızlı yudumlamaya başladı. "Yarasın koçum, ne kadar senin borcun şimdi?" dedim. Çok karışık rakamlar telafuz etti. Oraya bu kadar, buraya şu kadar filan... Hakikaten uçan kuşa borcu varmış herifin. "Oğlum hadi hazineyi geçtim, sen o kadar film çevirdin hiçbirinden para kazanmadın mı? Motorsikletli bir film çevirmiştin, hani kurukafalı filan..." dedim. Meğersem buna "bugün git yarın gel, evrak kalmadı, patron burda yok" gibi bahanelerle ödeme yapmamışlar. Sanki Hollywood film piyasası değil de Eminönü nalburiye hırdavat piyasası. Ben böyle şeyler bizde olur sanırdım, demek ki onlarda da oluyormuş. "Abi bildiğin gibi değil, Ghost Rider filminde benden çok yanan kurukafa görünüyo diye kontratımda kesinti yaptılar. Çok şerefsiz bu yapımcılar!" dedi. Şaşırdıkça köklüyordum rakıyı, bu gidişle bu şişe bu geceye yetmeyecekti.
Bir anda uzandım, gözlerinden hafifçe yaş gelen Nicolas'ın bileğini yakaladım, "kız gibi ağlama oğlum, bulucaz bi çaresini" dedim. Nicolas Los Angeles'ta oturuyordu, orası da California'ya bağlıdır. Çıkardım telefonu, rehberi açtım, zaten ilk sıralardaydı aradığım isim. California valisi Arnold arkadaşım olur, zamanında beraber halter kaldırmışlığımız vardır. Arama tuşuna bastım, telefon çalmaya başladı. Hızlıca konuyu anlattım Arnold'a, o da durumu bildiğini, üzüldüğünü, ama birşey yapamayacağını söyledi. Ben de ona "sallama Arnold, ben eyalet valisi ne demek bilirim, sen isteyecen de olmayacak ha? Ben yemem oluuuum" dedim. Rakının etkisi tabi hep bunlar. Samimiyet artınca Arnold da çözüldü, "Ben o herife kıl oluyorum, ota boka para harcamış, Almanyadan şato almış hıyarağası! 30 tane arabası varmış yahu, böyle harcamaya Fort Knox (Amerikan merkez bankası) dayanmaz" dedi. Haklıydı ama Nicolas bir hata yaptı diye onu yüzüstü bırakmak ta yanlıştı. Arnold'a kibarca "Doğru söylüyorsun ama senin, benim ve bu camianın diğer büyüklerinin hiç mi kabahati yok bu durumda? Sen film sektöründe tecrubeli oyuncusun, Nicolas'ın abisi, büyüğü sayılırsın. Elinden tutacaksın, yol yordam öğreteceksin, yoksa ne olur bu gençlerin halleri?" dedim. Hak verdi bana. o da duygulanmıştı söylediklerimden. "Yarın bana gelsin, hallederiz borç işini, bikaç iş te buluruz, kötü adamı filan oynatırız bazı filmlerde" dedi Arnold. Teşekkür edip kapattım ve güzel haberi Nicolas'a verdim. "İşin halloldu, Arnold abin çözecek senin meseleyi" dedim. Yahu insan bu kadar sevinir mi? Büyük hazineyi bulduğunda bile bu kadar sevinmemişti bu adam. Utanmadı, bir de nara attı barın ortasında. Yerin dibine geçtim resmen. "Bu da bana ders olsun, bir daha Nicolas'a rakı içirmeyeceğim" dedim kendi kendime. Bana teşekkür etti, kalktı. Kapıya doğru ilerledi. Sonra döndü, yine geldi. "Abi çok utanıyorum söylemeye ama, bende dönüş parası yok" dedi. Çıkardım verdim bilet parasını, biraz da harçlık verdim. "Git üstüne başına düzgün birşeyler al, valinin karşısına çıkıcan, mülki amir neticede. Bundan sonra da harcamalarına dikkat et, biraz mütevazi yaşa." dedim. Defalarca teşekkür etti, elimi defalarca sıktı, ondan sonra da döndü gitti. Harcamayı bilmeyince böyle oluyor işte sayın okurlar, neyse ki çevresinde ben ve Arnold gibi abileri var, yoksa yanmıştı Nicolas...